Bu kocaman bir açmaz değil mi?
Peki, tarlada 10 lira olan bir ürün rafta nasıl oluyor da 100 lira oluyor?
Hiç bir denetim piyasa gözetimi yok mu?
Varsa bile nasıl bir denetim yada nasıl bir gözetim yapılıyor anlamak, anlaya bilmenin izahatı yok…
Son günlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla yürütülen ve Mersin Ticaret ve Sanayi Odası yönetiminden,
olanlarında olduğu bazı sektör temsilcilerinin tutuklanmasıyla tırmanan soruşturma, bu soruyu yeniden gündemin ilk sırasına taşıdı.
Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarında Hal Kayıt Sistemi (HKS), Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ve vergi Denetim Kurulu raporlarıyla
yürütülen soruşturmada çok ciddi iddialar yer almakta…
Ürün arzının düşük gösterilmesi, sahte müstahsil makbuzları, yapay maliyet kalemleri ve piyasayı yukarı yönlü etkileme girişimleri…
Şüphesiz, yargı süreci devam ederken kimseyi peşinen suçlu veya suçsuz ilan edemeyiz.
Türkiye bir hukuk devletidir.
Hukuk kuralları çerçevesinde suç varsa cezasını bulmalıdır.
Ancak burada meseleyi yalnızca birkaç şirketin veya kişinin yargılanmasına indirgersek,
asıl büyük resmi kaçırmış oluruz.
Mersin’de yaşanan neyse, Antalya’da, Bursa’da, Manisa’da, Kahramanmaraş’ta, İstanbul’da hallerde ve marketlerde yaşanan tam olarak budur…
Fiyatı Etkilemek Başka bir durum Manipüle Etmek ise daha başka bir durum…
Sektörü incelerken kavramları da doğru oturtmak şart.
Bir ürünün yoğun bir şekilde ihraç edilmesi iç piyasadaki arzı daraltabilir ve fiyatların doğal olarak yükselmesine yol açabilir.
Bu, ekonominin en temel kuralıdır.
Arz, talep yaratır…
Ekonomi de, fiyatın doğal yollarla etkilenmesi ile fiyatın manipüle edilmesi aynı şey değildir.
Manipülasyon, sahte evrakla hayali maliyetler yaratmak, ürün yokmuş gibi gösterip piyasayı speküle etmektir.
Bu konuda elde çok somut bilgiler olmalıdır, çünkü sırf ihracat yapılıyor ya da ürün piyasada azaldı diye her tüccarı manipülatör ilan etmek,
Türkiye’nin en stratejik ihracat kalemi olan yaş sebze ve meyve sektörüne de kalıcı zararlar verir…
Bir diğer karışıklık ise ürünün hallere fiziki girişiyle ilgilidir.
Bir ürünün fiziki olarak toptancı haline girmemesi bir kanunsuzluk değildir.
Bugün tüccar ürünü tarladan alıp doğrudan süpermarkete veya limana sevk edebilir.
Önemli olan, ürünün Hal Kayıt Sistemi’ne (HKS) bildirilip bildirilmediğidir.
Fiziksel lokasyon ile dijital bildirim zorunluluğunu birbirine karıştırmak,
piyasadaki denetim mekanizmalarını da doğru anlamamızı engeller.
Şunu iyi görmeliyiz, mesele yalnızca ihracatçı ya da birkaç büyük tedarikçiden ibaret değildir.
Tarladaki domatesin sofraya yolculuğu son derece basittir, herkesin görev ve sorumluluğu bellidir…
Üretici, toplayıcı, komisyoncu, paketleme ve soğuk hava tesisleri, nakliyeci, toptancı, perakendeci…
Bugün üretici omuzlarındaki maliyetlerin ağırlığı altındadır…
Mazot, gübre, ilaç, sulama, işçilik maliyetleri katlanırken,
üretici çoğunlukla kendi ürettiği malın satış fiyatını belirleyemiyor.
Ürün bol olduğunda malı elinde kalıp zarar eden çiftçi, birkaç ay sonra aynı ürünü
pazarda fahiş fiyata görünce neye uğradığını şaşırıyor.
Peki, aradaki bu devasa uçurum nerede ve nasıl oluşuyor?
İşte cevaplanması gereken en can alıcı soru budur!
Sektörün geleceği, yargının vereceği karardadır…
Şu an sektörde ciddi bir endişe hâkim. Yanlış yapan elbette cezasını çeksin, fakat kurunun yanında yaş da yanmasın…
Ticaretin durma noktasına geleceği bir belirsizlik ortamı kimseye fayda sağlamaz.
Yaş sebze ve meyve sektörü, Türkiye’nin devasa bir ekonomik ve sosyal sistemidir…
Milyonların ekmek kapısıdır…
Yapılması gereken şey soruşturmalarla yalnız Mersin’i değil 81 ildeki hal’de ve sektör de yaşananları hukuki bir zemine
oturtmak ve sektörün tüm paydaşlarını masaya oturtup köklü bir kayıt ve denetim mekanizması kurmaktır…
Üretim planlamasını doğru yapmazsak, üreticiyi kooperatifler aracılığıyla doğrudan pazara ulaştıramazsak,
Hal Kayıt Sistemi’ni tamamen şeffaf ve izlenebilir hale getirmezsek, lojistik kayıpları azaltamazsak,
bugün Mersin’deki firmaları yargılarız, yarın başka bir ildeki tüccarları konuşuruz.
Ama ne yazık ki çiftçi kazanamaz ve her şey eskisi gibi devam ederse, tüketici de 10 liralık ürünü 100 liraya yemeye devam eder.
Hami Fiskeci
Gazeteci


YORUMLAR