2025 Su Yılı’nı bitirirken akarsularımızın kuruduğu, göllerimizin çekildiği ve yeraltı su seviyelerimizin kritik eşiklere indiği o karanlık tablo hâlâ hafızalarımızda taze.
Son 52 yılın en kurak dönemlerinden birini geride bırakmanın yaralarını sararken, dün tamamlanan 2026 Su Yılı adeta bereketiyle üzerimize yağdı. Son 66 yılın en ıslak dönemlerinden birini yaşayarak, kuruyan göllerin, boşalan barajların ve sönmeye yüz tutmuş kaynakların Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında patlayan gözelerle yeniden hayat bulduğunu gördük.
Yeni su yılına barajlarımızdaki %58,3’lük aktif doluluk oranıyla girmek şüphesiz hepimize derin bir nefes aldırıyor…
Ancak bu tablo bizi yanıltmamalı ve rehavete sürüklememelidir.
Yağışların periyodu, doğanın döngüsü ve iklim krizinin belirsizlikleri dikkate alındığında; ıslak bir yılı takip eden sürecin garanti bir bolluk anlamına gelmediği açıktır.
Yağışların rahmet olarak kalması ve afete ya da yeni bir kıtlık krizine dönüşmemesi, suyu nasıl yönettiğimize bağlıdır…
Bu noktada bireysel ve kamusal sorumluluğun en kritik ayağını tarımsal sulama oluşturmaktadır.
*Vahşi Sulamadan Hassas Tarıma Geçiş;
Ülkemizdeki tatlı su kaynaklarının yaklaşık %70-80’i tarım sektöründe tüketilmektedir. Geleneksel salma (vahşi) sulama yöntemlerinin terk edilerek damla ve yağmurlama gibi modern sistemlere geçilmesi bir tercih değil, milli bir zorunluluktur.
*Doğru Ürün Planlaması;
Bölgesel su potansiyeline uygun ürün desenlerinin seçilmesi, çok su tüketen bitkilerin kuraklığa hassas bölgelerde sınırlanması su bütçemizi koruyacaktır.
*Gece Sulaması ve Gece-Gündüz Buharlaşma Kontrolü;
Sulamanın buharlaşmanın en az olduğu saatlerde yapılması ve toprak nem sensörleriyle desteklenmesi rekor düzeyde su tasarrufu sağlar.
*Şehirsel ve Bireysel Tüketimde Bütçe Disiplini;
Kentlerdeki kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi, yağmur suyu hasadı ve evsel su tüketiminde küçük ama sürekli tasarruf alışkanlıkları kazanılması bolluk dönemlerini uzatacaktır.
Toprağın ve suyun bize cömert davrandığı bu dönemi bir bolluk rehavetiyle değil, geleceğe yatırılmış bir “SU BANKASI” anlayışıyla yönetmek zorundayız.
*Belediyelerin hazırladığı içme suyu projeleri; kayıp kaçak yönetimi, yetersiz arıtma, suya atılan kimyasallar (klor gibi) ile memba sularını bozmakta uzun vadede insan sağlığı ve hastalıklara kapı aralamakta…
Maalesef, Su ve su yönetimi Belediyeler için para kaynağı olmaktan çıkarılmalı ve yaşamın kaynağı haline getirilmeli…
Su kalitesi ve güvenliği tartışılan şişelenmiş su tüketimi, inanılmaz bir hızla artmakta ve vatandaşın gider kaleminde bir yekûn tutmakta…
Sadece bulaşık, çamaşır, duş ve el yıkayabildiğimiz suya oldukça yüksek bedeller ödemekteyiz ne için!
Belediyelere gelir olsun diye!
çok ama çok yazacak şeyler var aslında…!
Afet getirmeyen, bereketiyle gelen yağışlarla dolu; toprağın doyduğu, barajların korunduğu ve suyumuzun kıymetinin bilindiği yeni bir Su Yılı diliyorum.


YORUMLAR