ANKARA – BHA
Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili, Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, yazısında şu ifadelere yer verdi:
”İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AK Parti’ye katılırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti tarifinde yer alan “kimsesizlerin kimsesi olmak” sözüne atıfta bulundu.
Bu ifadeyi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözüyle ilişkilendirdi. Siyasetin dilinde yeniden anlam bulan sosyal devleti, toplumsal yardımlaşmayı, dayanışmayı, Yüce Yaradan’a sığınmayı ifade eden ve kökü çok derinlerde olan önemli bir kavramı gündeme taşıdı…
Bu vesile ile “Kimsesizlerin kimsesi” ifadesinin güncel siyasi kullanımı üzerinden çok güzel ve yerinde değerlendirmeler yapıldı.
Bu harika değerlendirmeleri kavramın tarihsel derinliği ile irtibatlandırarak sanırım daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak mümkün olacak.
“Kimsesizlerin kimsesi” tasavvufi düşüncede ilahi sığınak, edebiyatta insanın yalnızlığı, dinî ve ahlaki bağlamda korunmaya muhtaç kişiye karşı sorumluluk, tarihsel dayanışma örneklerinde hak arayışı, Cumhuriyet düşüncesinde ise devletin koruyucu niteliğiyle ilişkilendirilmiştir.
Bu anlamlar birbirinin aynısı değil ama birbirinden hiç de uzak değildir.
Tasavvufi gelenekte “kimsesizlerin kimsesi” ifadesi insanın dünyevi dayanaklarının sınırlılığı karşısında Allah’a yönelişini anlatır.
Bâbâ Tâhir-i Uryân’a atfedilen “Kimsesizim, sensin kimsesizlerin kimsesi” anlamındaki dörtlük, bu yaklaşımın bilinen örneklerindendir. İnsan, dünyevi imkânlarını ve çevresindeki destekleri yitirdiğinde nihai sığınağı ilahi merhamette arar. Buradaki kimsesizlik toplumsal ilişkilerin eksikliğinden ibaret değildir, insanın varoluşsal kırılganlığına ilişkin bir kavrayışı da içerir.
Avnî mahlasıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmed’e atfedilen, “Hiç kimse yok kimsesiz / Herkesin var bir kimsesi / Ben bugün kimsesiz kaldım / Ey kimsesizler kimsesi” dizeleri de ifadenin kültürel hafızadaki yerini gösterir. Burada öne çıkan kudret sahibi insanın dahi yalnızlık yaşayabileceği ve nihai bir sığınak arayabileceği düşüncesidir.
Zeki Müren’in “Mesut Bahtiyar” şarkısında da vardır “Kimsesizlerin kimsesiyim, yalnızların yalnızıyım” sözleri… Bu da bize gösteriyor ki müzik ve popüler kültür aracılığıyla geniş kitlelerin diline de yerleşen ama en çok da zihinlerde ve kalplerde yer bulan bir kavramla içiçeyiz…
Bu kavramın manevi anlamı ve toplumsal sorumlulukla ilişkisi kuşkusuz ki Duhâ suresinde belirginleşir: “O halde sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın boş çevirme. Rabbinin sana olan nimetlerini şükranla an!” (Duhâ, 9-11)
Burada yetimin korunmasını ve ihtiyaç sahibinin incitilmemesi bir yükümlülük olarak ortaya çıkmaktadır. Yardım edenin konumu veya itibarı değil insan onurunun korunması esastır. Dolayısıyla kimsesiz olana sahip çıkmak kişisel bir iyilik tercihi olarak görülemeyecek kadar güçlü bir sorumluluğa işaret eder.
Hilfü’l-Fudûl bu sorumluluğun toplumsal ve tarihsel boyutunu anlamak için önemlidir. İslam öncesi Mekke’de haksızlığa uğrayanların haklarını korumak üzere oluşturulan bu ittifak mağdurun hakkını toplumsal güç ve aidiyet ayrımlarının üzerinde tutma iradesini temsil ediyordu.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in gençliğinde bu oluşumda yer alması haksızlığa uğrayanı koruma düşüncesinin İslam ahlakındaki önemini gösterir.
Duhâ suresinin bireyin davranışına yön veren çağrısı da Hilfü’l-Fudûl’ün ortak hak koruma iradesi de korunmasız insanın karşısında sorumluluktan kaçınmamayı esas alır.
Atatürk’ün “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözü tam olarak bu anlayışın modern siyasi düşünce içindeki en önemli izdüşümüdür.
Atatürk bu ifadeyi 1 Kasım 1928’de TBMM’nin açılışında yetimlerin haklarının korunmasına yönelik tedbirler ve Emlâk ve Eytam Bankası bağlamında kullanmıştır. Cumhuriyet’in koruyucu niteliği korunmaya muhtaç insanların haklarını kurumsal düzenlemelerle güvence altına alma düşüncesiyle birlikte dile getirilmiştir.
Böylece “kimsesizlerin kimsesi” ifadesi dini, tasavvufi ve ahlaki anlamlarına uygun olarak siyasal düzlemde bir mahiyet kazanmıştır.
Cumhuriyet anlayışında hakların korunması hukuk ve kamu kurumlarının sorumluluğuna girer. İnsanın korunma ihtiyacını tanıma ve güçsüzlüğün hak kaybına dönüşmesini önleme düşüncesi işte bu anlamlı bağı oluşturmaktadır…
Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi söyleminde tam da bu ifade AK Parti’nin kuruluş amacı ve toplumsal tabanına ilişkin bir tanımlama olmuştur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Eylül 2026 tarihli konuşmasında partinin kuruluşunu kentlerin çeperlerinde ve kenar mahallelerinde yaşayan, emeğiyle geçinen, eski sistemin işleyişi içinde ezildiğini düşündüğü insanların haklarını savunma hedefiyle açıklamıştır.
Keza Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Ekim 2023 tarihli Cumhuriyet’in 100. yılı konuşmasında Cumhuriyet’in kuruluş amacını “kimsesizlerin kimsesi olmak” şeklinde yorumlamış, bu niteliğin kendi dönemlerinde tam anlamıyla kazanıldığını ileri sürmüştür.
Erdoğan’ın dilinde “kimsesizlerin kimsesi olmak” hem partinin toplumsal misyonunu anlatmak hem de AK Parti’nin Cumhuriyet’in koruyucu devlet idealiyle ilişkisini en mükemmel hale getirmek anlamını içermektedir…
Cemil Tugay’ın açıklaması tam da bu noktada anlam kazanmakta. Tugay, Erdoğan’ın sözünü Atatürk’ün Cumhuriyet tanımıyla ilişkilendirmiş ve AK Parti’nin bu mirası sürdürdüğünü gördüğünü belirtmiştir ki, bu aslında AK Parti’ye partinin felsefesini, duruşunu, hedeflerini anlayarak dahil olduğunu gösteren, muazzam bir hak teslimidir.
Bir kavramın toplumsal ve siyasi değerini belirleyecek asıl ölçüt elbette ki uygulamadır. Sosyal devlet ihtiyaç sahibine yardım ulaştırmakla sınırlı değildir.
Temel hakları güvence altına almayı, yoksulluğun ve dışlanmanın yapısal nedenlerini azaltmayı, barınma, sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik alanlarında kalıcı mekanizmalar kurmayı gerektirir.
Yardımın bir lütuf olarak sunulmasıyla hakkın hukuk düzeni içinde güvenceye kavuşturulması arasındaki fark, bu tartışmanın merkezindedir.
Kimsesizlerin kimsesi olmak kişinin hakkını elde etmek için kişisel ilişkilere veya bir güç sahibinin himayesine ihtiyaç duymadığı bir düzen kurmayı da içerir.
İşte AK Parti’nin son 24 yılda, iktidarı boyunca yaptığı budur. Cemil Tugay’ın görüp, anladığı, ifade etmekten çekinmediği gerçek de budur…”

